UĞUROLA MERSİN, UĞUROLA TÜRKİYE…
Demokrasi, çoğumuz için sadece beş yılda bir sandık başına gidip oy kullanmaktan ibaret sanılır. Oysa gerçek demokrasi, bir oy pusulasından çok daha fazlasıdır. Kelime kökeniyle "halkın yönetimi" anlamına gelen demokrasi, sadece bir yönetim şekli değil; aynı zamanda bireysel özgürlükleri, toplumsal barışı ve refahı güvence altına alan bir yaşam kültürüdür. Peki, bu kültür nasıl inşa edilir ve nasıl ayakta kalır? Cevap çok açık: eğitim ve bilinçli bir toplumla.
Demokrasi Neden Eğitimle Başlar?
Bir toplumda demokrasinin kök salması için, bireylerin sadece haklarını değil, sorumluluklarını da bilmesi gerekir. Demokrasiyi içselleştirmiş bir toplum, okullarda ve ailelerde aldığı eğitimle şekillenir.
- Eleştirel Düşünme ve Sorgulama: Eğitim, bireylerin siyasi söylemleri ve kendilerine sunulan bilgileri sorgulama yeteneği kazanmasını sağlar. Bu sayede manipülasyona karşı durabilir, doğru ve bilinçli tercihler yapabilirler. Unutmayın, bilinçli bir vatandaş, iktidarların en büyük denetçisidir.
- Katılımcı Vatandaşlık: Demokrasi, pasif bireylerle değil, aktif ve katılımcı vatandaşlarla işler. Okullarda verilen vatandaşlık ve insan hakları eğitimleri, öğrencilerin gelecekte sivil hayata katılan, haklarını bilen ve savunan bireyler olmasını sağlar.
- Hoşgörü ve Çoğulculuk: Demokrasi, farklı etnik, kültürel ve ideolojik grupların barış içinde bir arada yaşamasını gerektirir. Kaliteli bir eğitim, bireylere farklılıklara saygı duymayı, empati kurmayı ve hoşgörüyü öğretir. Bu da toplumsal kutuplaşmanın önüne geçer.
Tarih boyunca John Dewey'den Thomas Jefferson'a kadar birçok düşünür, demokrasinin bir eğitim meselesi olduğunu vurgulamıştır. Onlara göre, eğitimsiz bir toplumda halk yönetimi, cehaletin yol açtığı tehlikeli bir saçmalığa dönüşebilir.
İşte bu konuda söylenmiş bazı önemli sözler:
- John Dewey: "Demokrasi, bir eğitim meselesidir." Dewey'e göre, demokrasi sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda bireylerin ve toplumun sürekli gelişimi ve yenilenmesi için bir yaşam tarzıdır. Bu yaşam tarzının temelinde ise sürekli bir eğitim süreci yatar.
- Thomas Jefferson: "Eğitim olmadan, halk yönetimi tehlikeli bir saçmalığa dönüşür." Jefferson, demokratik bir cumhuriyetin ancak iyi eğitimli vatandaşlarla varlığını sürdürebileceğini, aksi takdirde cehaletin despotizmi getireceğini vurgulamıştır.
- Aristoteles: "Tüm hükümet biçimlerinin en iyisi, yönetilenin iyi eğitildiği yerdir." Antik Yunan düşünürü Aristoteles, yönetimin kalitesinin, vatandaşların eğitim seviyesiyle doğrudan ilişkili olduğunu belirtmiştir.
- Franklin D. Roosevelt: "Eğitim, demokrasinin teminatıdır." Roosevelt, demokrasinin ancak iyi bir eğitim sistemiyle güvence altına alınabileceğini ve bu sistemin toplumun her kesimini kapsaması gerektiğini savunmuştur.
Bu sözler, eğitimin demokratik bir toplumun inşasında ve korunmasında ne kadar hayati bir rol oynadığını açıkça ortaya koymaktadır. Eğitim, bireyleri özgürleştirirken, toplumu da güçlendirir.
Bu yüzden, gelişmiş demokrasilere baktığımızda, hepsinin ortak özelliğinin yüksek eğitim seviyesi ve kaliteli bir eğitim sistemi olduğunu görürüz.
Demokrasi Neden Tam Olarak Kök Salamadı?
Batı toplumlarında bireysel hak ve özgürlükler, uzun soluklu ve çoğu zaman sancılı mücadelelerin sonucunda kazanılmıştır. Magna Carta'dan Fransız Devrimi'ne kadar uzanan bu süreçler, halkların haklarının kıymetini bilmesini sağlamıştır. Türkiye'nin durumu ise bu noktada farklılık gösterir.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında, Mustafa Kemal Atatürk ve kadrosu birçok köklü reformu yukarıdan, adeta bir hediye gibi topluma sunmuştur. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi, hukuk sisteminin modernleştirilmesi gibi adımlar, halkın kendi mücadelesiyle değil, aydın elitlerin kararlarıyla gerçekleşmiştir. Bu durumun, demokrasinin içselleştirilmesi önünde bir engel teşkil edebileceği düşünülmektedir.
Mücadele etmeden kazanılan bir şeyin, değerinin tam olarak anlaşılamaması ve kolayca kaybedilebileceği endişesi, demokrasinin neden Türkiye'de tam olarak kök salamadığını açıklamaya yardımcı olabilir. Bireylerin hakları için aktif olarak direnç göstermemesi ve devlet-toplum ilişkisinde pasif bir alıcı konumunda kalması, demokratik kurumların güçlenmesini engellemiştir.
Türkiye'de çok partili hayata geçiş, Batı'daki gibi organik bir toplumsal taleple değil, daha çok siyasal elitlerin kararıyla gerçekleşmiştir. Batı'da demokrasi, genellikle burjuvazinin yükselişi, sanayileşme ve bireysel haklar mücadelesi gibi süreçlerle birlikte evrilmiştir. Bu durum, bireyin haklarının ve özgürlüklerinin ön plana çıktığı bir kültür yaratmıştır. Türkiye'de ise geleneksel yapılar, devlet-toplum ilişkisinde bireysel haklardan ziyade, devlete itaati ve kolektif kimliği daha öncelikli kılmıştır. Bu tarihsel miras, modern demokrasi kültürünün kök salmasını zorlaştırmıştır.
Türkiye'nin siyasal kültürü, güçlü, karizmatik ve kurtarıcı lider figürlerine olan düşkünlüğüyle bilinir. Bu durum, bireylerin kendi kaderlerini tayin etme iradesini, liderin veya iktidarın kararlarına bırakma eğilimini artırabilir. Güçlü liderlik talebi, kuvvetler ayrılığı ve denge-denetleme mekanizmaları gibi demokratik kurumların işleyişini sekteye uğratabilir. Bu, halkın siyasetçileri sadece denetlemekten çok, onlara mutlak yetki verme eğilimi göstermesine yol açabilir.
Ancak, unutmamak gerekir ki, bir toplumun siyasal kültürü durağan değildir; zamanla değişir ve dönüşür. Türkiye'de demokrasinin geleceği, bu engellerin farkına varılıp, eğitimden siyasete, sivil toplumdan bireysel davranışlara kadar her alanda atılacak adımlarla şekillenecektir.
Demokrasinin Topluma Katkıları: Bireyden Bütüne
Demokrasi, sadece yönetime katılım sağlamakla kalmaz, aynı zamanda her bir bireyin yaşam kalitesini doğrudan etkiler.
- Özgürlük ve Güvenlik: Demokrasilerde bireysel hak ve özgürlükler (düşünce, ifade, inanç özgürlüğü gibi) anayasal güvence altındadır. Hukukun üstünlüğü ilkesi, hiçbir gücün yasanın üstünde olmadığını garanti eder. Bu da bireylere kendilerini güvende hissetme ve potansiyellerini tam olarak gerçekleştirme imkanı sunar.
- Toplumsal Refah ve Adalet: Eğitimli bir nüfus, ekonomik kalkınmanın anahtarıdır. Demokrasi, daha adil bir gelir dağılımına ve toplumsal refahın artmasına katkı sağlar. Aynı zamanda, çoğulcu bir sistemde azınlık haklarının korunması, toplumsal barışı ve istikrarı güçlendirir.
- Dinamik ve Gelişen Bir Toplum: Demokrasi, farklı fikirlerin serbestçe ifade edilmesini teşvik eder. Bu sayede toplum, kendi sorunlarına daha yaratıcı ve kapsamlı çözümler üretebilir. Medya ve sivil toplum kuruluşları, yönetimi sürekli denetleyerek yolsuzluğun ve yozlaşmanın önüne geçer.
Unutulmamalıdır ki, demokrasi salt bir çoğunluk yönetimi değildir. Gerçek bir demokrasinin temelinde, çoğunluğun iradesini azınlık haklarıyla ve anayasal ilkelerle dengelemek yatar. Bu dengeyi kuran en önemli unsur ise toplumun ta kendisidir.
Siyasetçilere ve Topluma Çağrı
Demokrasi, ne yazık ki bazı coğrafyalarda gerileme eğilimi gösteriyor. The Economist'in Demokrasi Endeksi'nin de gösterdiği gibi, bazı ülkeler seçimleri başarıyla yapsa bile, hukuk devleti ve sivil özgürlükler konusunda geriye düşebiliyor.
Bu durumda en büyük sorumluluk hem siyasetçilere hem de topluma düşüyor.
Siyasetçilere mesaj: Makamınız ve yetkiniz ne olursa olsun, sadece size oy verenleri değil, tüm toplumu kucaklayın. Hukukun üstünlüğüne, azınlık haklarına ve kuvvetler ayrılığı ilkesine bağlı kalın. Unutmayın, gerçek gücünüz, halkın size olan güveninde yatar.
Topluma mesaj: Demokrasiyi sadece bir yönetim biçimi olarak görmekten vazgeçelim. Onu bir yaşam kültürü olarak benimseyelim. Çevremizdeki farklılıklara saygı duyalım, bilgi kirliliğine karşı eleştirel düşünme becerimizi kullanalım ve toplumsal meselelere karşı duyarlı olalım. Unutmayalım ki, demokrasiyi bizler yaşattığımız sürece, o da bizi özgür ve güvende tutacaktır.
Demokrasiyi içselleştirmek, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…