Çuvaldız!

Abone Ol

Ülkecek en büyük sorunlarımızdan biri de özeleştiri yapmıyor olmamız bence. Kendimizi ya da savunduğumuz fikirleri hiçbir şekilde sorgulamıyor, yanlış oldukları kanıtlansa bile savunmaya devam ediyoruz. Özeleştiri kültüründen tamamen yoksun olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Sıradan kahvehane muhabbetlerinden tutun da meclis konuşmalarına kadar her yerde durum böyle.

"Kimse yoğurdum ekşi demez" sözünü hepiniz duymuşsunuzdur. Atasözlerinde bile bu duruma değinilmiş yani. Hatta "İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır" şeklinde tavsiyeler bile verilmiş bizlere. Fakat pek ciddiye almış gibi görünmüyoruz. Ne demek istediğimi anlamanız için etrafınızdaki insanlara bakmanız yeterli olacaktır. "Sen haklısın, özür dilerim." veya " evet, ben hatalıyım" gibi cümleler duymazsınız kolay kolay. Herkes her şeyi biliyor ve her konuda haklıdır genelde.

Siyasileri ele alalım örneğin. İktidarın genel politikası tamamen bunun üzerine kuruludur. Hiçbir şekilde hatalı olduklarını kabul etmezler. Söylediklerinin tam aksini, bir gün sonra savunabilirler çekinmeden. "Dün dündür, bugün bugündür" diyerek veya "siyaset böyledir" jargonuyla; yaptıkları/söyledikleri her şeyi meşru görür ve gösterirler. Muhalifler de çok farklı değiller maalesef. Onlar da hatalarını kabul etmez ya da rakiplerini suçlayarak kamufle olmaya çalışırlar. "Biz şurada yanlış yaptık ama onlar daha fenasını yaptı." İşin özeti tam olarak böyledir. Hatalarını kabul ettikleri an bile, arkasından bir "ama" gelir mutlaka.

Spor dünyasından örnek verince de durum değişmiyor. Sporun dostluğu ve dayanışmayı geliştirecek bir araç olması gerekirken, bizde genelde kavga ve çatışmalara sebebiyet veriyor. Futboldan bahsedelim mesela. Hemen hemen her gün hakem, federasyon, şike, fetö ve kumpas başlıklı haber ve söylemlerle karşılaşıyoruz. Haksız olduğunu kabul eden ne bir kişi ne de bir spor kulübü var. Aleyhine hata yapılanlar karşı tarafı kayrılmayla, şike ile suçluyor; lehine hata yapılanlar ise  "size de şurada şöyle yapılmıştı" diyerek savunma yapıyor. Başarısız olanlar asla, "yeterince iyi değildik" ya da "gerekli adımları doğru şekilde atamadık" demiyor. Bunun yerine, "bunlar bize karşı yapılan bir operasyon", " hakemler bizi doğruyor, federasyon da işin içinde" gibi söylemlerle, kendi taraftarlarını uyutma ve günü kurtarma peşine düşüyor. Hatta rakiplerini terör örgütleri ile ilişkilendirebilecek kadar alçalanlar da görüyoruz. Sonuç olarak, ülke futbolu rezil hâlde. Fakat ne federasyon ne de kulüplerden herhangi biri kendinde suç bulmuyor.

Kafamızı ne yana çevirirsek çevirelim, durum ne yazık ki böyle. Konu ne olursa olsun, herhangi bir şey değişmiyor. Sokakta, trafikte, işte veya okulda insanlar birbirleriyle iletişim kuramıyor. "Neden korna çaldın", "neden bana baktın", "neden öyle yaptın" diye kavgalar çıkabiliyor enteresan şekilde. Kimse de "acaba ben yanlış yapıyor muyum, bende de kabahat var mı?" diye durup düşünmüyor.

İletişim çağında iletişim kuramıyoruz özetle. Neredeyse her bilgiye bir tık uzaklıktayız, her şeyi de biliyoruz ama sorgulamak aklımızın ucundan geçmiyor yine de. Acaba savunduğumuz sey hatalı mı diye düşünmek de istemiyoruz . Çünkü hatamızı kabul etmek zayıflık gibi geliyor bize. Halbuki en büyük zayıflık; sorgulamaktan aciz bir kafadan yoksun olmaktır.