Bazen durmak gerekir. Koşturmanın, yetişmenin, anlatmanın ve anlaşılmanın arasında bir yerde, küçük bir mola… Sessiz bir sabah, sade bir kahve, kısa bir yürüyüş… Bunlar kimseye zarar vermez ama insana iyi gelir. Hayatın karmaşasında, çoğu zaman neyin bize iyi geldiğini unutuyoruz. Önce herkesi düşünmekten, kendimize yer bırakmıyoruz.
Ama bir gerçeği kabul etmek zorundayız: İyilik, önce içeriden başlar. Kendine iyi gelmeyen bir insan, başkasına ne kadar faydalı olabilir ki? İçinde huzur olmayan biri, dışarıya nasıl umut verebilir? Bu yüzden önce kendimizi tanımak, ihtiyaçlarımızı bilmek ve onlara kulak vermek gerekiyor.
Kendini İhmal Etmenin Sessiz Bedeli
Günümüzde “yoğunluk” kutsanıyor adeta. Sürekli meşgul olmak, ulaşılmaz olmak bir meziyet gibi sunuluyor. Ama bu telaşın içinde tükenen sayısız ruh var. Herkes bir şeylere yetişmeye çalışırken, asıl geç kalınan kendisi oluyor. O yüzden bazen bir adım geri atmak gerek. Sessiz kalmak, düşünmek, hatta hiçbir şey yapmadan sadece var olmak…
Bu ihmalin bedelini hemen fark etmeyiz. Ama zamanla sabrımız azalır, gülümsememiz silikleşir, kelimelerimiz sertleşir. Sonra “ben böyle biri değildim” cümlesiyle yüzleşiriz. İşte bu yüzden, önce kendimize iyi gelmeliyiz. Bu bir bencillik değil; bu, var olmanın doğal hali.
Kendine İyi Gelen, Başkasına da İyi Gelir
Bir çiçeği düşünün. Susuz bırakılırsa solar. Işık verilmezse boynunu büker. Ama suyu verilmiş, ilgilenilmiş bir çiçek hem kendine hem etrafına güzellik saçar. İnsan da böyledir. Kendine iyi gelen biri, çevresine de şefkat verir, anlayışla yaklaşır. Onun yanında olmak güven verir.
Bu yüzden artık sabahları bir “nasılsın” sorusunu önce kendimize sormak gerek. Cevabı kaç zamandır duymadığımız iç sesimizi biraz olsun dinlemek gerek. Ve sonra belki bir kitap okumak, belki bir dostla buluşmak, belki sadece gökyüzüne bakmak… Neye iyi geliyorsa…
Çünkü bu hayat, sadece yetişmekten ibaret değil. Bazen durmak, bazen sadece hissetmek, bazen de iyileşmek için yaşanır.