Yurt dışı ziyaretlerinde bulunurken hasta olmadığı halde usulsüz biçimde rapor aldığı ve aile sağlığı merkezindeki görevli doktorun da muayene etmeden kendisine rapor verdiği ileri sürülen Başak Demirtaş ile doktor Rezan Buğday'ın “Resmi belgede sahtecilik” suçlarından ceza aldığı ve istinaf sonrası yeniden yargılamanın yapıldığı dava görüldü.

İddia dışında sanıkların üzerine atılı suçu işlediğine dair suç kanaati sağlayacak yeterlilikte hukuka uygun, kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı ve tanık ifadeleriyle ispat edilemediği kanaatine varıldığı ifade edildi.

Mahkeme şüpheden sanık yararlanır evrensel ceza ilkesi de dikkate alınarak Başak Demirtaş ile rapor düzenleyen doktor hakkında yeterli delil elde edilemediğinden beraat kararı verdi.

İki sanığa kendilerini vekille temsil ettirdiğinden dolayı ayrıca 29 bin 800’er lira vekâlet ücreti ödenmesine karar verildi.

Sanıkların cezalandırılmalarını isteyen duruşma savcısı ise karara karşı istinaf mahkemesine başvurdu.

Cezaevi İdaresi, ‘Mem û Zîn’ Tablosuna El Koydu Cezaevi İdaresi, ‘Mem û Zîn’ Tablosuna El Koydu

Sözcü'den Özgür Cebe'nin haberine göre Başak Demirtaş ve  doktor Rezan Buğday, 2,5’ar yıl hapisle cezalandırılmış, bu mahkumiyet kararını ise bölge istinaf mahkemesi eksik soruşturma yapıldığı gerekçesiyle bozmuştu.

İstinaf mahkemesi, toplum sağlığı merkezinde görevli Rezan Buğday’ın düzenlediği 5 günlük raporun düzenlendiği tarihin yazılı olduğu protokol defter kaydının ilgili kurumlardan temin edilerek bilirkişi incelemesi yapıldıktan sonra dosyaya konulmasını istedi.

Geriye dönük eski tarihli rapor alındığı iddiasına karşı toplum sağlığı merkezindeki sekreterin duruşmada ifadesinin alınması gerektiğini belirtti.

İstinaf, protokol poliklinik defter kaydının kim tarafından tutulduğunun tespitini istemiş, reçete kaydının tespitiyle birlikte istirahat raporunun hangi tarihte verildiğinin belirlenerek sanıkların hukuki durumlarının buna göre tayin edilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle iki sanık hakkındaki mahkûmiyet kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmişti.

8 FARKLI RAPOR

Yeniden yargılama yapan ağır ceza mahkemesi, Başak Demirtaş’ın Türkçe öğretmenliği yaparken 5 ila 45 gün arasında değişen 8 kez rapor aldığını, rahatsızlığı bulunmadığı halde gerçeğe aykırı rapor alarak eşiyle İstanbul Atatürk Havalimanından Frankfurt uçuşunu gerçekleştirdiği, daha sonra Amsterdam-İstanbul seferi ile Atatürk Havalimanı'na iniş yaptığını ifade etti.

Demirtaş’ın 15 Aralık’ta Türkiye’ye giriş yapmış olmasına rağmen 14 Aralık tarihli doktor raporu aldığı, yurt dışında olduğu halde Türkiye’deymiş gibi adına rapor düzenlendiğine dikkat çekti.

Demirtaş’ın doktor tarafından görülmeden, fiziki muayene edilmeden adına poliklinik girişi yapıldıktan sonra protokol numarasıyla gerçeğe aykırı rapor düzenlendiği, ardından eşiyle yurtdışına çıktığı, Türkiye’ye dönüş yapınca okul idaresince kendisinden mazeretli olduğuna dair rapor talep edilince Amsterdam’da bulunduğu gün ve saat içinde sanki Diyarbakır’daymış gibi kendi adına rapor düzenlettirip okul idaresine teslim ettiği iddiasıyla hakkında dava açıldığı ifade edildi.

ARŞİV KAYDI YOK, PROTOKOL DEFTERİ BULUNAMADI

Mahkeme, toplum sağlığı merkezinden protokol defterlerinin asıllarının talep edildiğini, ancak defterlerin aslının olmadığının mahkemeye bildirildiğine dikkat çekti.

Kamu hastaneleri birliği genel sekreterliği, halk sağlığı hizmetleri müdürlüğünün, tek çatı altında il sağlık müdürlüğü bünyesinde birleşmesiyle tüm doküman, arşiv ve personelin tek çatı altında hizmet vermeye başladığı, arşivlerin taşınması ve birleştirilmesi, sürecinden kaynaklı olarak defterlerin arşivde olmadığı mahkemeye tutanakla bildirildi.

Protokol defteri olmadığı için her iki sanığın da usule aykırı rapor düzenledikleri ve resmi belgede sahtecilik yaptıklarına dair delil bulunmadığını belirten mahkeme, tanık olarak dinlenen ebe, hemşire ve tıbbi sekreterlerin de olayla ilgili bilgi sahibi olmadıklarına dikkat çekti.

Mahkeme, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birinin de, suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi olduğunu vurguladı.

Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartının, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesi olduğuna işaret eden mahkeme, gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış iddiaların sanık aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamayacağını belirtti.

Ceza mahkûmiyetinin herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanması gerektiğini belirten mahkeme, bu ispatın, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanması gerektiğini belirtti.

Kaynak: Haber Merkezi