Bazı insanlar vardır, sadece yaşamakla yetinmez.
Bir sokaktan geçerken başını çevirmez, bir haber duyduğunda kulaklarını tıkamaz, bir çocuk ağladığında “kendi çocuğum değil” demez.
İçlerinde sessiz ama derin bir yük taşırlar: Tanıklık.

Son zamanlarda hep bunu düşünüyorum.
Vicdan dediğimiz şey, sadece doğru ile yanlışı ayırt etmek değil.
Vicdan, bazen gözünü kapatmamaktır.
Bazen tek başına bile olsa ses çıkarmaktır.
Bazen kimse yapmazken bir mum yakmaktır karanlığa karşı.

Bir hikâye dinledim geçenlerde.
Yazarı belli değil, anlatıcısı bir “kimse”.
O kimse bir odada tek başına yaşıyor.
Yazıyor, düşünüyor, susuyor.
Ama sonra anlıyor ki, susmak da bir tür kabulleniş.
Ve başlıyor konuşmaya.
Kendiyle, defteriyle, cam kenarındaki mumla…
Dışarıda olup bitene karşı bir ses olmaya karar veriyor.

Bu hikâyede kahraman yok.
Zafer yok, büyük çığlıklar yok.
Ama bir ses var.
Ve o ses diyor ki:
“Bir mum bile yeter karanlığa meydan okumaya.”

Bu cümle çınladı içimde.
Çünkü bugün bizlerden istenen, kahramanlık değil.
Sadece uyanık kalmak.
Bir zulüm gördüğümüzde yüzümüzü çevirmemek.
Bir haksızlığa tanık olduğumuzda “Beni ilgilendirmez” dememek.
Sadece, bir mum kadar bile olsa, ışık olmaya çalışmak.

Kimi zaman bir öğretmen yapar bunu, öğrencisinin gözünden vazgeçmez.
Kimi zaman bir gazeteci, kimsenin duymak istemediği haberi duyurur.
Kimi zaman bir anne, çocuğunun geleceği için sustuğu yerden konuşmaya başlar.
Ve kimi zaman, adını hiç bilmediğimiz biri…
Bir köşe başında, bir odada, bir defterde sessizce direnir.

Bugün etrafımızda çok fazla gürültü var.
Ama çok az ses duyuyoruz.
Çünkü ses, sadece konuşmak değildir.
Ses, bir duruştur.

Ve belki de en çok ihtiyacımız olan şey bu…
Duruşu olan sesler.
Yankı bulmasa bile konuşanlar.
Bir halkın suskunluğunu kendi sesiyle delenler.

Evet, bazen her şey çok büyük geliyor insana.
Zulüm büyük, yalan büyük, sessizlik büyük.
Ama sonra dönüp o hikâyeyi hatırlıyorum.
Bir insan, bir defter, bir mum.
Ve geride kalan tek şey: Bir iz.

O iz, bir çocuğun kalbinde yankı bulabilir.
O iz, yıllar sonra birinin yazdığı cümleye dönüşebilir.
O iz, bir sabah, bir toplumun yeniden uyanmasına sebep olabilir.
Çünkü bazen bir halkı, sadece uykusuz bir insan kurtarır.

Bir Mumun Ardından

Bir mum yaktım rüzgâr içimdeydi
Sokak suskundu şehir kördü
Bir ses oldum yankı bulmadı
Ama içimde biri gördü

Geceden geçtim elimde defter
Her kelime suskunluğa karşı
Adımı bilmez kimse belki
Ama bir cümlem kalır bakışı

Bir iz bıraktım belki silinir
Ama iz değil niyet kalır
Bir halk uyanırsa bir gün
O gün bu muma borçlu kalır

-148