İnsan hayatı boyunca birçok duyguyu deneyimler. Sevinç, hüzün, umut, hayal kırıklığı... Ama belki de bu duyguların en güçlü ve en derin olanı sevgidir. Sevgi, hayatın özü, varoluşun anlamıdır. Ancak yıllardır gözlemlediğim bir yanılgı var: İnsanlar, sevgiyi çoğu zaman sahip olmakla, kontrol etmekle, hatta kaybetme korkusuyla karıştırıyor. Oysa gerçek sevgi; bağımlılık değil, özgürlüktür. Kaybetme korkusu ise sevginin değil, egonun sesidir.
SEVGİYİ SAHİPLENMEK Mİ, YAŞAMAK MI?
Toplumumuzda aşk ve sevgi, sıklıkla "sahip olmak" üzerinden tanımlanıyor. “Benimsin”, “Sadece bana ait olacaksın”, “Seni kaybetmekten korkuyorum” gibi cümleler, sevgi sanılıyor. Oysa bu cümlelerin merkezinde sevgi değil, sahip olma arzusu ve korku var.
Sevgi; bir kafese kapatmak değil, birlikte gökyüzünde kanat çırpmaktır. Karşımızdaki insanı, dostumuzu, eşimizi, çocuğumuzu sevmek; onun mutluluğunu kendi mutluluğumuz kadar önemsemek demektir. Eğer bir ilişkide “Ya giderse?”, “Ya beni terk ederse?” kaygısı varsa, orada sevgi değil, bağımlılık ve kontrol etme arzusu baş göstermeye başlamıştır.
GERÇEK SEVGİNİN DOĞASINDA ÖZGÜRLÜK VARDIR
Sevgi, insanı tutsak eden değil, insanı özgürleştiren bir duygudur. Gerçekten sevdiğiniz bir insanın kendi yolunu çizmesine, hayallerinin peşinden gitmesine, gelişmesine, büyümesine alan açarsınız. Sevgi, “Sen mutlu ol yeter” diyebilmek cesaretidir.
Kaybetme korkusu ise, genellikle kişinin kendi iç dünyasındaki boşluklardan, güvensizliklerden ve eksikliklerden beslenir. Sevgiye tutunmak değil, ona yaslanmak isteriz. Fakat bilmeliyiz ki, gerçek sevgi; ihtiyaçtan, eksiklikten doğmaz. O, zaten içimizde olan sevgi kapasitesinin paylaşılmasıdır.
KORKUNUN OLDUĞU YERDE SEVGİ BÜYÜMEZ
Korku ve sevgi, aynı kalpte uzun süre barınamaz. Korku, sevginin köklerini kurutur. “Onu kaybedersem yaşayamaz mıyım?”, “Bensiz mutlu olmamalı” gibi düşünceler, ilişkinin özünü yavaşça çürütür. Sevgiye sahip çıkmak, onu hapsetmek değildir. Sevgiye sahip çıkmak; onu beslemek, büyütmek, nefes almasına izin vermektir.
Kaybetme korkusuyla yapılan fedakarlıklar zamanla yük haline gelir. Oysa özgür iradeyle, içten gelen sevgiyle yapılan her şey insanı yüceltir. İlişkiler, dostluklar ve hatta aile bağları bile ancak karşılıklı özgürlük ve anlayış üzerine inşa edildiğinde sağlıklı kalabilir.
SEVGİNİN EN OLGUN HALİ: SERBEST BIRAKMAK
Belki de sevginin en olgun hali, sevdiklerimizi ihtiyaç duymadan, beklentiye girmeden sevebilmekten geçer. Bazen hayat bizden sevdiğimizi serbest bırakmamızı ister. Bu, onun başka bir yolculuğa çıkması olabilir; bazen fiziksel, bazen manevi.
Eğer bir ilişkiyi sadece kaybetmemek için sürdürüyoruz, aslında kendimize de, karşımızdaki insana da haksızlık ediyoruz. Gerçek sevgi, “Sen mutluysan, ben de mutluyum” diyebilmenin erdemidir. Bu, kayıtsız şartsız bir kabullenme hali değildir; bilakis, en güçlü insan tutumudur.
Unutmayalım ki, gerçek sevgi; karşılık beklemez, korkuya teslim olmaz, kaybetme endişesi taşımaz. Sevdiğiniz insanın özgürlüğü, sizin ona olan sevginizin en büyük göstergesidir. Sevgi; zincirlerle değil, kanatlarla yaşar.
Sevgiyle kalın, özgür kalın...