Günümüz dünyasında her şey hızla tüketiliyor. Bilgi, eşya, duygular ve hatta insanlar… Bir anlığına durup düşünelim: Gerçekten kıymetli olan nedir? Bizi biz yapan, hayatı anlamlı kılan şeyler nedir? Bu soruyu kendimize uzun zamandır sormuyoruz belki de. Çünkü meşgulüz. Koşuşturmanın ortasında, sahip olmakla kıymetli olmak arasındaki farkı kaçırıyoruz. Zamanın kıymetini bilmek, sabah güneşiyle uyanıp sessizce kahveni içebilmektir. Güne başlarken sevdiklerine "bugün de yanındayım" diyebilmektir. Para kazanılır, harcanır. Ama zaman harcanınca yerine konmaz. Kıymetli olan zamandır. Onu nasıl ve kiminle geçirdiğin önemlidir.
İnsan mı, eylem mi?
Hayatta bazı insanlar yanımızda olur, sadece oldukları için bile içimiz huzur bulur. Onlar belki çok şey söylemez, ama varlıklarıyla bile güven verirler. Kıymetli olan belki de bu tür bağlardır. Her gün yanımızda olmayan ama bir mesajla dertlerimizi anlayan, bir bakışla moralimizi yükselten insanlardır asıl kıymetliler.
Sahip oldukların mı, hissettirdiklerin mi?
Hayat, biriktirdiklerimizden çok, paylaştıklarımızdan ibarettir. Kıymetli olan şey, bir eşyaya sahip olmak değil; onu bir başkasıyla anlamlandırabilmektir. Gün gelir, en pahalı telefon bozulur, en güzel elbise eskir, en lüks ev bile sessizleşir. Ama sevdiklerine yaşattığın bir tebessüm, bir şefkat dokunuşu, bir içten sarılma… İşte onlar eskimez. Kıymetli olan onlardır.
Hayat çok uzun değil. Ama içine gerçek kıymetleri koyarsak anlamlı. Bugün, "Kıymetli olan ne?" sorusunu kendimize bir kez daha soralım. Ve cevap verirken kalbimizin sesini dinleyelim. Çünkü bazen en kıymetli şey, sadece sessizce yanımızda duran bir sevgi olabilir.