2 Temmuz 1993…
Sivas’ta bir otel, içinde sanatçılar, düşünürler, ozanlar…
Dışarıda kalabalık bir öfke, kör bir kin…
Ve sonra alevler.

Madımak Oteli'nin içindeki insanlara atılan sloganlar, yakılan ateş yalnızca bedenleri değil, bu ülkenin vicdanını da kavurdu.
Ama o yangından geriye sadece küller değil, hatırlayanlar, direnenler ve unutturmamaya yemin edenler kaldı.

Her yıl olduğu gibi, bu yıl da 2 Temmuz'da bir kıvılcım kalpten kalbe dolaşıyor.
Sivas, artık bir şehir değil yalnızca; bir hafıza, bir yüzleşme çağrısı, bir onur sınavı.

Bu yangında yitirilenler bizim utancımızla değil, onların onurlu mirasıyla hatırlanmalı.
Hasret Gültekin’in sazı, Behçet Aysan’ın dizeleri, Metin Altıok’un sessiz adımları bugün hâlâ aramızda.
Ve Aziz Nesin’in sorusu hâlâ yanıtsız:
“Bir ülke, yazarını yakarsa, kime soracak kendini?”

2 Temmuz 1993 sadece bir tarih değil; bir halkın hafızasında kazılı, acının kor gibi yandığı bir gün.
Madımak Oteli’nde insanlık yakıldı, türküler susturulmak istendi, kalemlere, düşünceye, inanca ateş tutuldu.
Ama o yangının küllerinden, sadece acı değil; direnç, hafıza ve vicdan doğdu.

Bugün, 2 Temmuz'un yıldönümünde, unutmamak için yazıyoruz.
Unutturmamak için söylüyoruz.
Çünkü unutulan her yara tekrar eder.
Ve bu yara, bu utanç, sadece geçmişin değil; bugünün de aynasıdır.

Aşağıdaki şiir, o aynaya bakan, gözünü kaçırmayan, acının içinden adalet isteyenlerin sesidir.
Sivas'ı anmak; bir yangının değil, bir direnişin tarihini sahiplenmektir.
Ve her yıl olduğu gibi bu yıl da bir kıvılcım yakar içimizi.
O kıvılcımın diliyle söylenmiş olduğum, yazdığım şiir:

ATEŞİN GÖLGESİNDEN DOĞANLAR

Ateş yakar
Bazen küllerden doğar bir ışık
Yakılan bir türküyle başlar karanlık
Susturulan bir sözle büyür
Eninde sonunda
Küller arasından bir çocuk
Sorar:
“Neden?”

Ve o sorudan başlar direniş
Bir öğretmenin dudaklarında döner
Bir annenin duasında yankılanır
“Unutmadık,” derler
“Unutturmayacağız.”

Bir çocuğun elinde karanfil
Bir babanın yüreğinde sızı
Bir halkın tarihinde yara
Ama o yara kapanmaz
Kapanmamalıdır
Çünkü yara unutulursa tekrarlar

Sivas bir yer adı değil artık
Bir hafızadır
Bir utanç değil sadece
Bir onur sınavıdır

Yanmakla bitmedi türkü
Külle yazıldı yeni dize
Hasret’in sazı çalıyor hâlâ
Behçet’in şiiri gözümüzde
Metin Altıok bir dizede yürür
Nesimi dumanın içinden konuşur

Ve Aziz Nesin sorar hâlâ
“Bir ülke, yazarını yakarsa
Kime soracak kendini?”

Biz soruyu bırakmayacağız
Biz külleri avucumuza alacağız
Biz 2 Temmuz’u yasla değil
Bilinçle ışıkla dirençle anacağız

Ateşin içinden doğan her ad
Bugünün vicdanıdır
Ve her yıl
O ışık
Bir kez daha yanar

Sivas yanmadı
Sivas direndi
Sivas susturulmadı
Sivas konuştu

Ve şimdi
Her anmada
Bir kıvılcım
Kalpten kalbe geçer
Ve der ki:
“Işık, küllerden doğar.”

Ve sonra…

Ateşin içinden adalet için yürüyenler var hâlâ.
Yarayı kapatmak değil mesele; yaranın hatırlanması, yinelenmemesi.

Sivas'ı anmak, sadece bir matem değil; bir duruştan, bir vicdandan, bir ışıktan yana olmaktır.

Ateşle susturulmak istendi düşünce…
Türküler yandı, kalemler karardı.
Ama küllerden bir ışık doğdu:
Direniş. Vicdan. Hatırlama.

Ateş, yalnızca yakmaz.
Bazen unutuşu da siler, küllerden bir ışık doğurur.
Bugün, o ışığı kalbimizde taşıyoruz.

Sivas Katliamı sadece geçmişin karanlık bir lekesi değil; aynı zamanda bu ülkenin vicdan terazisidir.
O terazi her yıl 2 Temmuz’da yeniden kurulur.
Her yanan mumda, her susmayan dizede, her yürüyen adımda...

Bugün, bir çocuk “Neden?” diye sormaya devam ediyorsa, bir öğretmen susmuyorsa, bir anne unutmuyorsa, biz de o ateşin içinden geçmeye, ışığa doğru yürümeye devam edeceğiz.

Sivas’ta yitirilenler yalnızca isim değil; her biri, bugün hâlâ yaşamı savunanların kalbindeki kıvılcımdır.

Ve biz biliyoruz:
Işık, küllerden doğar.
Unutmadık.
Unutturmayacağız.

-144