Hayat neden pahalı?
Örneğin; limon üreticisinin dalından beş liraya sattığı limonu bizler pazardan bile neden yüz otuz liraya alıyoruz?
Zeytin, limon, portakal, ayçiçeği bahçeleri ya da üzüm bağları neden yok ediliyor? Ölümsüz olan zeytin, yılda üç-dört kez ürün veren limon, ihraç ederek kazanç sağladığımız ayçiçeği ve yağı, ihracatta kalite yarattığımız üzüm artık bizlere gerekli değil mi?
Üretimsizliğe giden bir yol haritası mı çizildi bizler için?
Ormanlarımız yanıyor, depremlerde ekili alanlarımızı kaybediyoruz, seller sanki sırada bekliyor, fırtına eksik kalmama çabasında veeee yönetenlerimiz hangi çıkış yollarını aramaktalar ya da arıyorlar mı acaba?
Kendi kendine yetebilen ve %80’i köylü olan bir toplumduk. Ancak çağın değişimleri gösterdi ki tarım ülkesi olmak için ille de köyde oturmak gerekmiyor. Yeter ki, devlet, üreticisine desteklerini yapsın, sürdürsün, teşvik etsin, toplumdan bu konuda fedakârlık istesin. (Üretim aşamalarında üreticilere ürünlerini satın almak, ihraç etmek, kaliteyi geliştirmek anlamlarında akademik destek vermek gibi.)
Sağlıklı nesiller istemek iyi, güzel ve doğru. Peki bu nasıl olacak? Sebzeden, meyveden, proteinden beslenemeyen, anne yemeğini unutan (Bu ayrıca bir yazı konusu) nesil nasıl sağlıklı olabilir? Yeterli alım gücü olmayan anneler ve babalar çocuklarını nasıl sağlıklı büyütebilirler?
Zengin ve yoğun ekim alanları olan, üç tarafı denizlerle çevrili ve hemen her karışında akarsuları bulunan ülkemizde neden yeterince ekim yapılamıyor, toplum yeterince beslenemiyor?
Sorun hepimizin. Çözüm yönetenlerde. Çünkü üretici her fedakârlığa hazır ve devlet desteği istiyor. Halkçı ve kamucu devlet ya da kamucu ve halkçı olduğunu iddia ederek iktidar olma istekli siyasi parti yöneticileri bu görevi hemen, en iyi biçimde yerine getirmelidir.
Annem “Allah insanı açlıkla terbiye etmesin,” derdi. Ne kadar anlamlı…
Aç kalan insan ne yapar? Talep eder, yerine getirilmeyince ya üretimi bırakır ya da kaçak elektrik (!) kullanır değil mi?
Birbirimizi anlamak zorundayız. Sadece inşaat alanlarıyla çözüm de olmaz kurtuluş da. Sofralarımıza taş, beton, kalas mı getireceğiz?
Üretmeyen, sevgi bilmez, güven duymaz-duyulmaz.
Üretmeyen, günü birlik yaşar.
Üretmeyen, er ya da geç muhtaç olur.
Üretmeyen yok olur.
Her şeye rağmen hâlâ ayakta isek, bunu yürümeye, koşmaya çevirelim…
Aksi durumda? Yok, bunu yazmak istemiyorum. Çünkü tarihimiz ve aldığımız kültür buna izin vermeyecektir.
Değil mi sayın yönetenlerimiz? Ya da yönetmeye aday olduğunu söyleyenler? (Tek başına Atatürk’ün kurduğu partiyiz,) demek yetmiyor! Program ve çözüm önerileri nerede?
Umutsuz durum olmadığını biliyoruz ya, yeterlidir!